Blog Haber

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

15 Haziran 2020 - 14:29 'de eklendi ve 18 views kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Kimseler Bunu Beklemiyordu

13 Mart’ta, Dünya Sağlık Örgütü pandeminin yeni merkezinin Avrupa olduğunu duyurdu. Şu an Avrupa’da dünyanın geri kalanından (Çin hariç) daha fazla vaka ve ölüm bildirilmiş durumda. Çoğu Avrupa ülkesi artık toplum içerisinde salgın olduğunu kabul ederek, seyahat hikayesi olmaksızın, gribal enfeksiyon ve zatürre ile hastaneye gelen hastaların hepsini test etmeye başladı.

Çoğu ülke ise, İtalya’daki durumla karsı karsıya kalma ihtimaline karşın, sağlık sistemi, yoğun bakım ve test kapasitesini hızlı bir şekilde arttırmaya başladı.

Şimdiye kadar olan veriler bir hasta tanı aldığında ülkede daha birçok vakanın olması ihtimalini gösteriyor ve dünyadaki yayılıma bakıldığında her ülkede, ülke içerisinde devam eden salgının olma ihtimali oldukça kuvvetli.

Test sayısı artarsa engelleme ihtimali de artar
Tanı alan vaka sayısı ise belli bir ölçüde, ülkelerin ne kadar test yaptığı ile doğru orantılı. Mesela milyonda 4 bin 99 kişiyi test eden Güney Kore ve milyonda 1.005 kişiyi test eden İtalya birçok vakayı bulmayı başarmış durumda.

Bu da alınabilecek en önemli halk sağlığı tedbirlerinden birisi çünkü ne kadar çok test yapılır ve ne kadar çok vaka tespit edilirse, vakaların temaslarına karantina uygulanarak, salgının yayılımını önlemek de o ölçüde mümkün olur.

13 Mart tarihli Dünya Sağlık Örgütü basın açıklamasında Genel Direktör Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus şu ifadeleri kullandı:

“Nerede olduğunu bilmediğiniz bir virüsle savaşamazsınız. COVID-19 yayılım zincirini kırmak için tespit edin, izole edin, test edin ve tedavi edin. Bulduğumuz ve tedavi ettiğimiz her vaka hastalığın yayılımını kısıtlayacak.”

Aktif test, tanı ve temas izleme dışında, Çin’de ve İtalya’da şehirleri kapatmaya kadar giden önlemler alınırken, Güney Kore gibi ülkeler bu riski çok fazla test yaparak, vaka teması ve belirtileri olan insanları izole ederek ve sosyal mesafe koyma önlemlerini halka açıkça anlatarak önlemiş oldu. Güney Kore’nin demokratik ve katılımcı yanıtı çok kısa süre içerisinde yeni vaka sayılarının düşüşe geçmesini sağladı.

Bu süreçte Güney Kore doğrulanmış vakaların temas takibini çok başarılı bir şekilde gerçekleştirirken, halkı da sürekli olarak yapılan test sayısı, doğrulanmış vaka sayısı, kaç kişinin hastanede olduğu ve taburcu edildiği hakkında şeffaf bir şekilde bilgilendirdi.

İran ve ABD örnekleri

Güney Kore’nin bu çabalarının yanında, komşu ülkemiz olan İran yetersiz test kapasitesi ve eksik önlemlerin ne kadar ölümcül sonuçlara yol açabileceğini gösterdi. Salgının ölümlerle başlamış olması o zamana kadar ülke içerisinde yüzler hatta belki de binlerce insanın enfekte olduğuna bir işaret. Bakanlığın salgını yeterince ciddiye almaması ve ardından vatandaşlara karşı şeffaf bilgi paylaşımında bulunmaması da gidişata yardımcı olmadı.

Buna benzer olarak, Türkiye’nin aldığı tedbirlerin benzerini almasına rağmen yaygın bir salgınla karşı karşıya olan Amerika Birleşik Devletleri var. Amerika’nın salgına yanıt vermesinin önündeki en büyük engel ise test kapasitesinin yetersiz olması ve bunun yanında halkın yeterince bilgilendirilmemesiydi.

Avrupa’ya baktığımızda ise çoğu ülkenin Çin’den gelen uçakları salgının başladığı ilk andan itibaren durdurması, riskli ülkelerden gelenleri karantinaya almaları ve şüpheli hastaları test etmelerine rağmen İtalya öncülüğünde toplum içerisinde yaygın bir salgın olduğunu görüyoruz. Bu süreç gösteriyor ki her ne kadar gerekli tedbirler alınsa da bu virüs hızlı yayılıyor ve birçok hastada ağır hastalığa yol açtığından ötürü sağlık sistemlerini felç edebiliyor.

Dünya Sağlık Örgütünün salgın durumunu sınıflandırmasının amacı ülkelerin bulundukları aşamanın farkında olup ona yönelik önlemler almaları. Türkiye’nin bulunduğu aşamada hedeflenen ise bulaşmayı önlemek ve virüsün ileri yayılımını engellemek. Bu doğrultuda yapılması gerekenler arasında sağlık sistemini geniş çaplı bir salgına hazır hale getirmek, test ve tanı kapasitesini yükseltmek, yeni ortaya çıkan vakalarla temas etmiş kişileri tespit etmek ve aktif sürveyans sistemleri oluşturmak var.

Şeffaflığın önemi
İngiltere’de yapılan ‘BBC Pandemic’ çalışması, salgının ana sürükleyicisi olan 20-50 yaş arasındaki bireylerde etkileşimin en fazla işte ve ev dışında olduğunu gösterdi.

Bu sebeple çalışanlara izin almada kolaylıklar sağlanması, iş yerleri ile alakalı önlemlerin alınması ve ev dışındaki etkileşimin minimize edilmesi de büyük önem taşıyor.

Dünya çapındaki bu örnekler, çok önemli bir detayın daha önemini hatırlatıyor bize; şeffaflık. Toplumun yaşamını ilgilendiren bir konuda bu sürece tam katılımı için süreçten haberdar edilmesi ve önerilen tedbirlerin toplum tarafından kabul edilmesi için de karşılıklı bir güven sağlanması salgının yönetiminde azımsanmayacak öneme sahip.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ